BİR ZAMANLAR... #3 'AŞKIN KIYISINDAKİ İHANET'

SATIR ARASI SERÜVEN ÖNCESİ;

Satır Arası Serüvenlerden herkese iyi günler sevgili okurlar. Bir Zamanlar başlığı altında bu hafta Aşkın Kıyısındaki İhanet adı altında genç bir kızın aşk karşısındaki dönüşümü ve insanın amaca giden her yol mübahtır kavramıyla yola çıkışının, diğer insanlar üzerinde nasıl kötü sonuçlar elde edebileceği anlatılıyor. Okuma sonrası geri dönüşlerinizi bekliyor, henüz okumadıysanız da serinin diğer iki yayını olan Bir Zamanlar #1 "Yeni Vedalardan En Eski Başlangıçlara" adlı yazıyı ya da Bir Zamanlar #2 "İnananların Yolu" adlı yazıyı okumanızı öneririm. İyi okumalar.

Bilgilendirici yazı; Bu sayfa genel olarak sinema, edebiyat, sanat ve daha aklıma gelmeyen birçok paylaşıma ev sahipliği yapan, satır arasında hayatın aktığı bir paylaşım noktası olacaktır. Kıymetli okurlarımdan geri dönüş almayı ve düşüncelerini benimle paylaşmasını rica ediyorum. İyi okumalar.

AŞKIN KIYISINDAKİ İHANET

Uzun eğitim hayatım boyunca onca anı yaşamış, birçok dostluk kurmuştum. Dostlarımla vakit geçirdiğim zamanlarda, o sıralar da öğretmenlerimiz bize çok şey katmış, hayata bakış açımızı değiştirmişti. Lise de çok sevdiğim bir öğretmenim bana nasıl masum olunur, nasıl sevincimi taze tutarım onu öğretmişti. O öğretmenimi unutamıyorum. O zamanlar anlattıkları bana pek merak edilesi bir şeymiş gibi gelmiyordu. Hatta bazen onu dinlemediğimi de söyleyebilirim. Ancak bazı zamanlarda çok ilgi çekici şeylerden bahsediyordu. O zamanlar onu dinliyordum. Mesela bir gün insanlardan bahsetmişti. Onlara inanılmaması gerektiğini, bazılarının yüreklerinin kötü olduğunu söylemişti. Biz o yaşta bunu nasıl anlayabiliriz pek bilmiyorduk. İnsanlara, dünyaya bakış açımız farklıydı. Fazlasıyla masumduk o zamanlar.

Sonra lise bitti, dostlarımızla ayrıldık. Her birimiz farklı yollara savrulduk. İşte tam o sırada ben üniversite kapısını aralamış, içeriye girmek için bekliyordum. Üniversite de bir öğrenci olduğum zamanlar çok benzersizdi. İlk defa farklı insanların içine girmiyordum. Ama orada bulunan insanlar daha yetişkin gözüküyorlardı. Bu durum bana, artık çocuk olmadığımı, bir şeyler başarmam gerektiğini hatırlatıyordu. Zihnimde bir tek okuduğum bölümde nasıl başarılı olurum sorusu dönüyordu. Bunun için çabalamak şarttı. Hayallerimi gerçekleştirmek için tek çözüm yolu fazlasıyla çabalamaktı. Üzerine düşmeliydim, kendimi geliştirmeliydim. Böylelikle insanların dikkatini çekebilir ve iyi bir reklamcı olabilirdim. Zaten Reklamcılık sektörü biraz okuma, biraz bilgi, biraz da çaba istiyordu. İçerisinde çok fazla köpekbalığı olduğunu, bu işte başarılı olmak için çok çalışmamız gerektiğini, bizden daha tecrübeli olan hocalarımız söylüyordu. Bu sefer onları dinliyordum. Artık çocuk değildim ve bana bir şeyler katacak olan insanları görmezden gelemezdim. Onları dikkate almam, böyle bir dönem de bana çok büyük katkılar sunacaktı. Önümdeki fırsatı bu sefer harcayamazdım. Hem başarı istiyorsam, bu başarıları elde etmiş kişileri dinlemem, belki de başarıya gidecek olan süreci daha yumuşak geçirmemi sağlayacaktı. Onlar tecrübeliydi, ben ise tecrübesiz bir üniversite öğrencisiydim. Hayata dair henüz pek bir bilgisi olmayan, yeni bilgiler öğrenecek, fazlasıyla toy bir insandım…

Üniversite’nin başlarında hocalarımla kaynaşmış, onların tavsiyelerini dikkate alarak, en sonunda başarılı bir reklamcı olma yoluna girmiştim. Bunu bana arkadaşlarım söylüyorlardı. Notlarım çok iyiydi, hatta notlarımın yanı sıra, ortaya koyduğum reklam projelerimde çok ilgi görmeye başlamıştı. Öyle ki henüz üniversite ikinci sınıfta, ilk başlarda uğraştığım reklam projeleri sayesinde bir iş teklifi dahi almıştım. Aldığım bu ilk teklif büyük bir firmadan gelmese de benim için bu bir başarıydı. Bundan sonraki projelerim daha ihtişamlı kapıları benim için aralayabilirdi. Hem üniversitemi bitirmeme tam iki sene vardı. Bu iki senelik sürecin sonunda sektördeki firmalara adımı duyurarak istediğimi alabilirdim. Ancak üçüncü senem hiç arzuladığım gibi gitmedi. İlk iki senem bana çok şey katsa da üçüncü senemde biriyle tanıştım. Adı Mert’ti ve o da benim gibi reklamcılık bölümünde okuyordu. Ama o bir üst sınıftaydı. Yani son bir senesi kalmıştı. Ardından mezun olacaktı ve onu bir daha göremeyecektim. En azından ben öyle sanıyordum. Ama öyle olmadı. Mert ile geçen bir senenin ardından üçüncü senem ilk iki senemin ortalaması göz önüne alındığında kötü gözüküyordu. Notlarım beklediğim gibi değildi. Hatta ilk iki seneme nazaran daha düşüktü. Ancak düşükte olsa sınıf atlamayı başarmıştım. Şimdi ben dördüncü sınıftım, Mert ise mezun olmuştu. Muhtemelen onu göremeyecektim. Ama az önce de dediğim gibi, öyle olmadı.

Mert mezun olduktan sonra kendine ufak bir ekip kurmuş, beni görmeyi de ihmal etmemişti. Kurduğu ekip ile birlikte kendi ufak şirketlerini açmış, reklamcılık ile uğraşıyorlardı. Uğraştığı işten kalan vakitle de benimle zaman harcıyordu. Tabi onunla geçirdiğim süre zarfınca ona dair bir şeyler hissetmeye başlamıştım. Bu neredeyse her iki cinsiyet için de geçerli bir kuraldı. Karşı cinsler birbirleriyle vakit geçirdiklerinde hep birbirlerine dair bir şeyler hissederdi. Bunun sonucunda ya arkadaşlıklar bozulurdu ya da çok nadir olsa da güzel ilişkiler meydana gelirdi. Acaba bizimkisi nasıl olacaktı? Bu soru artık kafamı kurcalamaya başlamıştı. Ona karşı duygularımın olduğu aşikar bir gerçekti. Bunu kendimce kabullenmiştim. Ama Mert’in duyguları ne yöndeydi onu çözemiyordum. Zihnimde sürekli onunla kavuşmamıza dair hayaller kuruyor. Onun beni sevdiğini söylediği hikayeler kurguluyordum. Bir gün o bütün kurduğum hayaller gerçekleşecekmiş gibi yaşamaya başladığımı fark ettim. Sürekli Mert ile vakit geçirme arzusu beni ele geçirmiş, derslerime olan ilgim gün geçtikçe azalmıştı. Bana ne oluyordu böyle? Birkaç sene öncesine baktığımda derslerden ve gelecekteki hayallerimi gerçekleştirmek için çabalamaktan başka bir şey aklıma gelmezdi. Ama şimdi bir insan için bu tür hayallerimden vazgeçiyordum. Onlara vakit ayıramıyor, mesleki açıdan bir proje yönetemiyordum. Aklımda bir tek Mert yatıyordu. Onunla geçen her dakika benim için çok daha değerliydi…

Mezun olacağım sene en sonunda gelmişti. Koca dört sene geçmiş ve ben artık iş hayatına atılacağım günü iple çekmeye başlamıştım. Mezun olduğum günden sonra da artık nasıl bir iş planı çizeceğimi tasarlamış, ona göre karşıma gelen iş tekliflerine bakmaya başlamıştım. O sırada da Mert ile bir ilişkiye atıldım. Hem iş hem aşk felsefesiyle hayatıma devam ediyordum. Bu felsefeyle hem uzun süredir baş tacı ettiğim yalnızlığımdan, hem de iş hayatımdaki sıradanlıktan kurtulacaktım.

Aslında yalnızlığı seviyordum. Amacım ondan kurtulmak değildi. Ama benim de ihtiyaç duyduğum kalabalıklar olmalıydı. Öyle ki yüreği ferahlatacak bir insanın var olması her insan için vazgeçilmez bir değerdi. Uzun bir süredir yüreğimi ferahlatacak kimsenin olmaması da yalnızlığa çemkirmem gerektiğini anlatıyordu bana. Hep yalnızken güzel işler başarsam da daha önce yaşamadığım bir duygu ve karşılaşmadığım bir sevgiyle, yolum daha da aydınlanabilirdi. Denemekten ne zarar gelirdi ki?

Mezuniyetin üzerinden tam iki sene geçmişti. İki senedir Mert ile hayal ettiğim her şeyi yaşamıştım. O sırada Mert ile güzel bir ilişkiyi devam ettirirken Mert’in işlerine yardım etmeyi de ihmal etmedim. Bu sırada da kendi işlerime koşturmaya çalışıyordum. Çalıştığım şirket iyi bir nüfuza sahip, özel bir şirketti. Buradaki statümde benim için kıymetliydi. Kendimi baya geliştirmiştim ve o üniversite de yaptığım reklam projelerinin de üzerine çıkarak bu şirketi de ekonomik açıdan yükseltmiştim. Hayatım çok iyi gidiyordu. Her şey istediğim nizam da istediğim şekilde ilerliyordu. Ben bu şekilde ilerlerken de Mert’in işleri de yükselişe geçmişti. Ona yardım etmem her ikimiz içinde kazanç sağlıyordu. Sonuçta ilerleyen zamanlarda aynı evin birer misafiri olacaktık. Ona yardım edersem hem o hem de ilerde doğacak olan çocuklarımız kazançlı çıkacaktı. Hayatım da bu süreçte çok daha güzelleşecekti.

İşte planlarım bu yöndeydi. Onunla evlenmek, onunla hayatımı birleştirmekti. En büyük ikinci hayalim buydu. Ama bir gün şans eseri Mert’in bir kızı dudaklarından öptüğünü gördüm. O gün hayatımın en kötü günüydü. Sırtlandığım bütün hayaller tepe takla olmuştu. Aklıma ilk olarak onunla konuşmak geldi. Ama bir süre düşündükten sonra Mert’in beni görmediği, sadece benim onu gördüğüm zihnimde belirdi.

Bir insanı en çok nasıl tanıyabilirdik? Sanırım doğrusunu bildiğin yalanları sana anlatırken… Bu şartlar altında insan gerçek kimliğini ortaya çıkarırdı. Yalan olanlar, gerçek olanlar ortaya çıkardı. İnsanın içinde yatan şeytan gün yüzüne çıkardı. Hem yalan söyleyen bir insandan uzak durmak en iyisiydi. Yalan eğer bir insanın kimliği haline gelmişse, o vakit hiçbir doğru onu o yoldan alıkoyamazdı. Dürüstlüğün olmadığı bir yerde her daim kaos ve sahtekarlık kazançlıydı. Ben sahtekar bir sevgiyle hayatıma devam edemezdim. Yüreğimi bir insan uğruna kanatamazdım, onu kandıramazdım. Çünkü duygular oynanmaması gereken, kurcalanmaması gereken bir teraziydi. Yüreğimde yatan teraziyi bozamazdım. Bu kötülüğü kendimi asla yapamazdım…

Gördüğüm gerçekler karşısında afallamış bir şekilde Mert’e mesaj attım. Onunla görüşmemiz gerektiğini, onu özlediğimi söyledim. Ardından bir kafeye geçtim ve oraya gelmesini söyledim. İlk başta gelemeyeceğini söylese de daha sonra kararını değiştirerek geleceğini belirtti. Belli ki yanındaki kızla işi bitmişti. Sıra bana gelmişti.

Bir süre sonra Mert gelmiş ve iki çay söylemişti. Çayların gelmesini beklerken, karşımda bana harika bir tebessümle “Hayatımın anlamı nasılmış bakalım?” dedi.

Onun tebessümü güzeldi. Belki de beni bu kadar kolay etkilemesinin altında bu gülümseme yatıyordu…

“Aslında bugün pek iyi olduğum söylenemez.”

“Neden? Bir sorun mu var?” dedi Mert.

“Bilmem pek keyfim yok. Yorucu bir gündü.”

“Bence yorgunluğun verdiği etki o. Yarın geçecektir.”

“Sanmıyorum. Bu kolay geçecek bir yara değil.” dedim aniden.

Söylediklerimden sonra Mert afallamış bir şekilde yüzüme bakarken, kendime içten içe kızmaya başlamıştım. Söylediğim o kelime çok dikkat çekmişti. Mert’in meraklı bakışları üzerimdeyken “Neyse beni bırak şimdi de sen ne yaptın bugün? Keyfin yerinde olduğuna göre baya verimli bir iş günü geçirmişsin.”

“Öyle denebilir. Şu sıralar işler baya hızlı ilerliyor. Eh hız olunca nakit para da çok oluyor. Bilirsin işte sıradan reklam işleri. Kolay iş, kolay para.”

“Bilirim tabi. Bilmez olur muyum hiç.”

Kafe de çayları içtikten sonra oradan ayrılarak kafeye yakın bir deniz kenarına gittik. Ardından içecek bir şeyler aldıktan sonra bir banka oturduk. Mert banka oturduktan sonra bana doğru yaklaştı. Bu yaklaşmanın amacını anladıktan sonra kendimi çektim. Bu davranışımın ardından “Sana neler oluyor? Birbirimizi özlediğimizi sanıyordum.” dedi.

“Sanırım yanağımdan öpmene izin verecek bir havaya hakim değilim. Üzgünüm.”

“Senin neyin var bugün böyle? Baya garip davranıyorsun.”

“İşten dolayı böyleyim… Biraz yorgunum Mert. Anlayışla karşılayabilirsin değil mi?”

“Tabi ki anlayışlı davranabilirim. Sorun değil ama neyin olduğunu söylersen sana daha kolay yardımcı olabilirim.”

“Anlatacak bir şeyim yok. Sadece merak ettiğim bir şey var.”

“Nedir?”

“Bugün buluşmak istediğimde neden ilkte gelemeyeceğini söyledin. Daha sonra fikrini değiştiren şey neydi?”

“İki soru birden sordun. Hani merak ettiğin bir şey vardı?”

“Demek ki ikinci bir merakım varmış. Sen kaçamak cevabı bırak da bana sorularımın cevabını ver.”

“Peki tepkine bakacak olursak, cevaplarım çok önemli.”

“Evet, öyle.”

“Pekala bana mesaj attığında bir işle meşguldüm. Bizim ekipten birisi bir iş görüşmesi ayarlamıştı. O görüşmeye gireceğim için gelemeyeceğimi söyledim. Ama daha sonra görüşme iptal oldu. Ben de yanına geleceğimi söyledim.” dedi Mert.

“Peki bugünü sadece işlerle mi geçirdin?”

“Bu nasıl soru böyle? Tabi ki işlerle geçirdim.”

“Anladım.”

“Neden böyle sorular soruyorsun?”

“Bir arkadaşım seni deniz kenarında bir kızla görmüşte. O yüzden böyle garip sorular soruyorum. Kusura bakma.”

“He, yani seni aldattığımı mı düşünüyorsun?”

“Düşünüyordum. Peki o kız kimdi?”

“Bizim işlere yardım eden bir eleman kendisi. Adı Melisa.”

“Yani uzun bir süredir senin yanında öyle mi?”

“Mezun olduğum günden bu yana benimle çalışıyor. O gerçekten de çok iyi birisi. Öyle bir elemanı kaybetmek istemem.”

“Anladım. Yani beni en başından beri aldatıyordun öyle mi?”

Sorduğum soru karşısında Mert afallamıştı. Beklemediği bir cevap aldığı ve benden böyle bir cümle beklemediğinden ötürü, sessizleşmişti. Sanırım kafasında yeni yalanlar kuruyordu. Şimdi eğer ki kendine ek zaman kazandıracak bir soru cümlesi kurarsa zihninde bana söylenecek büyük bir yalan hazırlayacaktı. Ama istediği kadar cümle kurabilirdi. Benim gördüklerim karşısında hiçbir cümle aklımı çelemezdi.

“Sen iyi misin? Bu nasıl bir suçlama böyle?”

“Gayet iyiyim Mert. Böyle küstah bir yalancının gerçek yüzünü gördüğüm için gayet iyi hissediyorum kendimi.”

“Ne yalanından bahsediyorsun sen?”

“O kızla deniz kenarında öpüştüğünüzü gördüm.”

“Ne? Sen ciddi olamazsın? Öyle bir şey olmadı. Başka biriyle beni karıştırıyorsun.”

“Hayır o kişinin sen olduğuna eminim. Üzerindeki kıyafetler seni ele veriyor.”

“Bak…”

Mert’in cümleye başlamasına izin vermeden atıldım ve “Mert bana yalan söylemene gerek yok. Tek bilmek istediğim beni neden aldattığın.”

“Seni aldatmadım.”

“Bana artık yalan söylemene gerek yok. Sizi gördüm diyorum. Gördüm!”

“Eh yeter be sana kendimi kanıtlayacak değilim. Zaten iki sene boyunca şu iş olmasa şurada bir saniye vakit geçirmezdim.” dedi Mert.

Mert’in söylediklerinden sonra bu sefer afallayan kişi bendim.

“Ne? İş mi? İş yüzünden mi benimle sevgili oldun?”

“Ne sevgilisi kızım. Ben sadece sevgili rolü yapıyordum. Seninle ömür geçer mi sanıyorsun? İşten başka bir şey düşünmeyen zavallı bir karaktersin sen. Hayatıma girdiğin ilk günden beri amacım iş konusunda bana yardımcı olmandı. Seninle sadece bir oyun oynuyorduk. Başka bir şey değil.”

Mert’in söyledikleriyle şaşkınlığım iki katına çıkmıştı. Diyecek tek bir sözcük bulamıyordum. Aklımda büyük bir yıkım, yüreğimde ağır infazlar gerçekleşiyordu. Canım yanmıştı. Onlarca sene emek verdiğim adam benimle sadece bir oyun oynadığını söylüyordu. Sanırım hocamın o gün söyledikleri zihnimde yeniden doğmuştu. “Bu insanları tanımak zordur kızım. Onların gerçek yüzünü asla göremezsin. En azından onlar sana göstermedikçe, kimsenin asıl kimliğini öğrenemezsin.” demişti lisedeki öğretmenim. Söylediklerinde haklıydı. Kimseyi tanıyamazdım. Hele ki birçok senemi adadığım adamı tanırken yanılıyorsam, kimseyi tanıyamaz, kimseye güvenemezdim. Artık güven duvarlarımı, güvensizlik erleri teslim almıştı. Nöbet değişiyordu. Yüreğim yaralıydı. En önemlisi acı insanı olgunlaştırıyordu. Bu acı beni olgunlaştırmakla kalmamış, benim iyimserliğimi, benim çocukluğumu da almıştı. Artık gerçek Dünya’nın acımasızlığıyla yüzleşmiştim. Anladığım kadarıyla Dünya gerçekten de berbat bir yerdi…

Mert’in ağır cümlelerinden sonra yanından ayrılarak sakin bir yere oturdum. Denizin sesi içimdeki yıkımı duymamı engelliyordu. Gerçi o gürültünün etkisiyle korkup ağlamak istemiyordum. Göz yaşlarım yalancı bir insana akmamalıydı. En azından bunu hak eden birisi olsaydı akıtırdım belki, ama Mert göz yaşımı değil, bir gram duyguyu dahi hak etmiyordu. Onun hak ettiği tek şey biraz dayaktı. Hatta biraz canının yanması, empati yapmasını sağlayabilirdi. Belki de bu empati onu düzeltirdi.

Peh! Onu kimse düzeltemezdi. O bir yalancıydı. O sorunlar karşısında veya arzulamadığı gerçekler karşısında hep yalanı tercih edecekti. Yalanın onu koruduğunu sanıyordu. Halbuki dürüstlüğü bir kez tatmış bir birey, bir daha yalan söylemezdi. Tabi ki bu bir tercih meselesiydi. Yalan her insana daha cazip gelirdi ve tercihi dürüstlükten yana olanlar bu Dünya için fazlasıyla değerliydi. Dürüst olanlar azdı. Bu azlıktan ötürü Dünya bu haldeydi. Sanırım yaşadığımız yüzyılı yalan orduları ele geçirmişti. Yürekler çoktan yalan bataklığında ölüyordu. Dürüstlüğün devri çoktan geçmişti. Bizim gibilerse hayal kurmaya devam edecekti ve tabi ki yanılgılar eşliğinde yeni yollar keşfedecekti. Biraz şanslı olanlar ise doğru yolu bulup, mutluluğa dürüst adımlarla ilerleyecekti. Ama şu an anladım ki, Dünya çok berbat bir yer. Burada hayatta kalmak için biraz kirlenmek gerekiyor. Temiz kalmayı kendine hedef edinmiş olanlarsa, yalnız ölüyor.

Anlaşılan en güvenilir dost yalnızlık. O yakındığım yalnızlığa dönme vakti ve hayallerimi gerçekleştirme zamanı. Anladım ki insanın hedefi sıradan olan bir insan değil, büyük bir hayal olmalı. İnsan bunun için yaşamalıymış…

14 Temmuz 2021








Yorumlar

Sıradaki Yayın