UZUN MARATON #2 "VEDA MEKTUPLARI BÖLÜM 2 || EN BÜYÜK GÜNAH"
SATIR ARASI SERÜVEN ÖNCESİ;
Satır Arası Serüvenlerden herkese iyi günler sevgili okurlar. Bu hafta Uzun Maratonun ikinci bölümüyle karşınızdayım. Veda Mektuplarının ikinci bölümü olan "En Büyük Günah" adlı bölümde Engin Bulut yeni bir kayıt ile karşımıza çıkarken, sevdiği kadına karşı duyduğu yoğun duyguları dile getirmeye hızla devam eder. Okuma sonrası geri dönüşlerinizi bekliyor, henüz okumadıysanız öncelikle "Veda Mektupları Bölüm 1 - Sevgiliye İlk Mesaj" bölümünü okumanızı ardından bu bölüme devam etmenizi öneriyorum. Ayrıca yeni serüvenlerin bollaşacağı bu blog da kendinize bir satır çekmenizi öneririm. İyi okumalar.
Bilgilendirici yazı; Önümüzdeki hafta bir aksilik çıkmazsa, 24 Şubat - 2 Mart arasında Sinemaseverin Günlüğü, Perde Arkasındakiler ve son olarak 28 Şubat'ta yayınlanması planlanan Beyaz Perde de Bugün Bölümüne giriş yapacağız. Bölümler hakkında bilgi almak için, hakkımda kısmına göz atabilirsiniz. İyi okumalar.
EN BÜYÜK GÜNAH
“Sevgi,
yüreğin en büyük günahı olabiliyor bazen. Bazen iyi oluyor, günahkar olmak.
Mesela pak duyguların ölüm anı, insanı derinden etkiliyor. Anlıyor ki insan hep
iyiler ölüyor. Böylelikle yolundan sapıyor insan. Ama bak ben hala buradayım
sevgilim. Epey bir zamandır seni izliyorum. Seni bekliyorum. Bir gün kavuşmak
en büyük hayalim. Gerçekleşir mi bilmem. Geçer mi bu hasret bilmem. Sanırım
onca bilinmezliğin ardından, bana düşen şey sadece yaşamak. Sensiz süren
müebbedin geçmesi gerekiyor. Onca şeyin unutulması için. Belki de ölmek
gerekiyor, bir sevda uğruna…
Ah! Ama ölüm
pek güzel bir şey değil. En azından yokluğun daha cazip geliyor. Bir başkası
çoktan ölmeyi düşünebilirdi. Fakat ben ölmek istemiyorum. Ben ölüm sebebim
olmanı istemiyorum. Daha çok yaşam sevincim olmalısın. Seni görünce ümit
tufanları esmeli yüreğimde. Hayata bağlayan köprüm olmalısın. Adım attıkça
berrak bir ışık vurmalı yüzüme. Yüreğime dokunmalı gözlerin. Mesela aşk ile
bakmalı bana. Bu şu an için pek mümkün değil sevgilim. Bir gün olacak eminim.
Bir gün her şey istediğim gibi olacak. Sen benim olacaksın. Ben tamamen senin.
Ancak şimdilik istekler bir kenarda durmalı. Arzular değil mesafelerin hükmü
geçerli şimdilik. En azından çağın gereksinimi bu. Ve bizler, berbat bir çağın,
berbat bir yılında yaşıyoruz. Ne kadar şanssız olduğumuzu anlamanı istiyorum.
Beni anlamalısın.
Şimdi ne
anlamalıyım diyebilirsin. Bunu bir gün bu ses kayıtlarını dinlerken diyeceğini
umuyorum. Ama aklında bir soru işareti olmasın. Onu da açıklayayım. Beni
anlaman gereken nokta şu: Bu çağ sevgiyi yok etmeye yemin etmiş. Bu çağın
insanları genellikle eski püskü şeylere tamah etmiyorlar. Hele aşk, sevda, ümit
bunlar bu zaman da sadece şiirlerde yatmakta. Herkes okur şiirleri bilirsin.
Ama kimse şiirler kadar masum değil sevgilim. Bunu da biliyorsun. Bundan
eminim. İşte anlaman gereken nokta bu sevgilim. Bu çağ kirli, sen temizsin,
bense yokluğunda kararan bir faniyim. İşte sevgi şiirlerde mucize, insanlarda
tamah edilmeyen bir duygu, ben de ise yokluğun sevgilim.
İçimdeki bu
aşk, benim için kolay bir evre değil. Seni görmem bütün volkanlarımı patlatmaya
yetiyor. Anla işte ne kadar yıkıcı bir şey uzaktan sevmek… Biliyorum, zamanı
geldiğinde dinleyeceksin bu söylediklerimi. Hatta beni ne kadar seviyorsun ki?
Bu kadar yıkıyor yokluğum seni diyeceksin. Bunu eminim dersin. Onu da
söyleyeyim. Senin sevgin, yüreğime konan bir kuş gibi. Hatta yanmış bir ormana
düşen ilk yağmur tanesi gibi. Gözlerin bana baktığı an, gülüşün gözlerime
yansıdığı an bitiyor bütün acılarım. Bitiyor bütün hayranlıklarım. Sen
kalıyorsun. Senin varlığın yüreğimin tek ihtiyacı oluyor. Yokluğun istemsizce
katlanılan bir sevinç oluyor. Bunun sebebi seni içeren veya adını
haykırabildiğim her şeyin benim için bir mutluluk olması sevgilim. Benim en
büyük mutluluğum sensin. Bazen en gaddar öfkem, kimi zaman en yakıcı hüznümsün.
Bu duygular bir tek sen de canlı bir hal alıyor. Bir başkasının gücü yetmiyor,
bazı derin duyguları uyandırmaya.
Eh! Sevdayı
seninle tanımış bir yüreğin, sensizlikte ne kadar acı çektiğini
anlayabileceğini düşünüyorum. Hatta eminim geçmişte sen de buna benzer bir şey
yaşadın. Bunu dinlerken yaşamadım deme. Yaşadığını biliyorum. Gördüm. Hissettim
ve çok kez yazdım beyaz sayfalara. Bana bazı gerçekleri inkar edebilirsin. Ama
inkar etmen bir şey değiştirmez. Bunu bil sevgilim. Geçmiş, elbet unutulur.
Elbet bazı gerçekleri duymak istemez insan. Ancak bir başkasına olan
hayranlığını, yani sevgini bizzat gördüm sevgilim. Duymama gerek kalmadı.
Bunu şimdi
anlatmayacağım. Eğer bir gün yüreğimi tekrar yakarsa bu anı. İşte o zaman
dökerim yeni bir ses kaydına. Sen de bir gün dinlersin belki. Belki de
dinlerken seversin beni?”
İkinci ses
kaydım biterken, ruhumdan bazı parçaları bölüyormuş gibi hissettim. Sanki bu
ses kayıtları beni biraz olsun rahatlatırken, biraz da öldürüyormuş gibiydi. En
azından ben böyle hissettim. Bunu şu an hissettim. Sanki bir ip var içimde ve
büyük bir kuvvet ipi geriyor gibi…
İlk
kaydettiğim de bana iyi gelen şey, şimdi nasıl oluyor da yakmaya başlıyor
yüreğimi. Bunu gerçekten anlamıyorum. En iyisi bütün bu işleri bırakıp biraz
hava almaya çıkmak. Biraz gökyüzüne dert yanmalıyım. Bana en iyi gelen ikinci
şey gökyüzü. Evet, gerçekten bir hava almaya ihtiyacım var. Bunu içimde
kaynayan duygular bana söylüyor. Öyle hissediyorum ki, dışarı çıkıp biraz
dolaşmalıyım.
Kendi içimde ne yapmam gerektiğine karar verdikten sonra ceketimi alıp dışarı çıktım. Hava kararmak üzere ve dışarısı fena halde esmekteydi. Rüzgar yüzüme vurdukça gerilen ipin yavaşça eridiğini, unutulduğunu hissediyordum. Eh ben demiştim. Gökyüzü bana çok iyi geliyor diye.
DEVAM EDECEK...

Yorumlar
Yorum Gönder